|
|
ANLATIM BOZUKLUĞU TEST - 1 2/11/2008<>15:12 kategori: TURKCE 1. Aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır? 2. Aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır? 3. Aşağıdakilerden hangisinde "-ler,-lar" kullanıldığı yerde anlatım bozukluğunun sebebidir? 4. Aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu yoktur? 5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır? 6. Cümlede bulunan bir nesne, bazen aynı sözcükten oluşturulacak dolaylı tümleci unutturabilir.Bu tür cümlelerde dolaylı tümleç eksikliği söz konusu olur. 7. "Bu çocuğun zeki ve yaramaz olmadığını herkes bilir." cümlesindeki anlatım bozukluğu aşağıdakilerin hangisiyle giderilebilir? 8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu yoktur? YANITLAR : 1-A 2-A 3-C 4-C 5-E 6-C 7-C 8-C 2 yorum :: <%TrackbackCount%> trackbacks :: link <- : : Sonraki Sayfa -> SEVR BARIS ANDLASMASI 30/4/2008<>13:34 kategori: TARiH Birinci Dünya Harbi sonrasindaki andlasmalar 'dan. Osmanli
Devleti ile Ingiltere, Fransa, Italya ve Yunanistan arasinda 10 Agustos 1920
tarihinde Fransa'nin bassehri Paris'in Sevres kasabasinda imzalandi. Osmanli
Sultani Vahideddin Hân, (1918-1922) ile Ingiliz, Fransiz ve Italyan
parlamentolari tarafindan tastik edilmediginden hükümsüz kalmistir. Yunanistan
tek tarafli kabul edip, yürürlüge koymak istediyse de, ordusu 9 Eyyül 1922'de
Izmir'den Ege Denizine dökülünce arzusundan vaz geçmek zorunda kaldi. <- : : Sonraki Sayfa -> Atatürk Dönemi’nde Türk Dış Politikası 30/4/2008<>13:27 kategori: TARiH Atatürk Dönemi’nde Türk Dış
Politikasının Temel İlkeleri Atatürk’ün dış politikasının temel
ilkeleri;
şeklinde özetlenebilir. Atatürk “Yurtta
sulh, cihanda sulh” vecizesiyle iç ve dış politikada barışı benimsediğini
ortaya koymuştur. Türkiye – İngiltere İlişkileri Türkiye ile İngiltere arasındaki
ilişkilerin normalleşmesini engelleyen en önemli neden, Türk – Irak sınırının
tesbiti anlamına gelen Musul sorunu olmuştur. Musul bölgesindeki zengin petrol
yataklarını bırakmak istemeyen İngiltere, Irak’ta manda yönetimi ilan etti.
Lozan Konferansı’nda Türkiye - Irak sınırı görüşülürken Türk heyeti, “Halkın
çoğunluğunun Türk olması” nedeniyle, Musul ve Süleymaniye bölgelerinin Türkiye
sınırları içerisinde kalması gerektiğini öne sürdü. Irak adına mandater devlet
olan İngiltere ise, Musul’un Irak sınırları içinde kalmasında direndi. Bunun
üzerine Türkiye’nin bölgede bir halk oylaması yapılması isteği yine İngiltere
tarafından reddedildi. Türkiye, sınırlarını ve bağımsızlığını
korumak için her türlü tedbire başvuracağını açıklayarak İngiltere’nin askeri
hareketini önlemiştir. Bu dönemde ortaya çıkan Şeyh Sait isyanı Türkiye’yi
olumsuz yönde etkilemiştir. Dolayısıyla Şeyh Sait isyanı bir ülkenin içerisinde
yaşanan olumsuzlukların dış politikayı olumsuz yönde etkilediğine kanıt olarak
gösterilebilir. İkili görüşmeler sonunda çözülemeyen
Musul meselesi, Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Musul meselesini incelemek
amacıyla oluşturulan komisyonun önerisiyle Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a
katılması gerektiğini belirtti. Türkiye Milletler Cemiyeti’nin kararına
uyarak İngiltere ile Ankara Antlaşması’nı yaptı (5 Haziran 1926). Bu antlaşmayla;
Türkiye – Fransa İlişkileri Fransa ile Türkiye arasında yaşanan
sorunların en önemlisi Osmanlı Devleti’nden kalan borçların ödenmesi konusunda
yaşanmıştır. Alacaklı ülkeler içinde en fazla pay sahibi olan Fransa’ydı. Bu
konuda 13 Haziran 1928’de Paris’te Türkiye ile alacaklı devletler adına Duyun–ı
Umumiye İdaresi arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmayla ödenecek
borçların miktarı ve ödeme şekli belirlenmiştir. Ancak, 1929’da başlayan dünya
ekonomik krizi borçların ödenmesini güçleştirmişti. Bunun üzerine Türkiye,
borçların ertelenmesini istemiş ve 22 Nisan 1933’te Paris’te yeni bir borç
sözleşmesi imzalanmıştır. Son antlaşma Türkiye lehine olmuş ve borçlarla ilgili
sorun çözümlenmiştir. Lozan Antlaşması’na göre yabancı
okullar, Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı bulundukları yönetmeliklere
uyacaklardı. Bu durum Fransa ile anlaşmazlıklara neden oldu. “Türkiye’de bizim okullarımızın sahip
olmadıkları ayrıcalığa, yabancı okulların sahip olması kabul edilemez.” diyen
Atatürk, yabancı okulların Türk kanunlarına uymasını istemiştir. Yönetmeliklere
uymayan bazı okullar kapatılmıştır. Yabancı okullar meselesi Fransa ile iyi
ilişkilerin kurulmasını geciktirmiştir. Türkiye – Yunanistan İlişkileri Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile
Yunanistan arasında en önemli sorun nüfus mübadelesi (değişim) hakkındaki
sözleşme ve protokolün uygulanması konusunda yaşanmıştır. Lozan Antlaşması’nda, İstanbul’daki
Rumlarla Batı Trakya’daki Türkler dışında Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki
Türklerin karşılıklı değiştirilmeleri kararlaştırılmıştır. 30 Ocak 1923’te
imzalanan protokolle değişime tabi tutulacak kişilere ait şartlar
belirlenmiştir. Tarafsız devletlerin temsilcilerinin de katıldığı mübadele
komisyonu kurulmuş, ancak Yunanistan’ın sürekli anlaşmazlık çıkarması yüzünden
bir sonuç alınamamıştır. Bir süre sonra Türk - Yunan ilişkileri
gerginleşti. Anlaşmazlık silahlı bir çatışmaya yol açmadan gergin hava
yumuşatıldı ve 10 Haziran 1930 tarihinde anlaşma yapıldı. Bu antlaşma ile
yerleşme tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı
Trakya Türklerinin hepsi etabli (yerleşik) sayılmıştır. Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne
Girmesi Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya
Savaşı’nı kazanan devletler tarafından savaştan hemen sonra uyuşmazlıkları
barışçı yollardan çözmek, uluslararası işbirliğini geliştirmek, böylece barış
ve güvenliği koruyarak yeni savaşları önlemek iddiasıyla kurulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış
politikasının temeli barışçı esaslara dayanıyordu. Türkiye komşu ülkelerle
dostluk ve iyi ilişkiler kurmuştur. Türkiye’nin barışçı girişimleri diğer
ülkeler tarafından memnuniyetle karşılandı. 1930’dan sonra milletlerarası
işbirliğinin önem kazanması, Milletler Cemiyeti’ne ilgiyi artırmıştır. 1932
Temmuz’unda İspanya’nın teklifi, Yunanistan’ın desteğiyle Türkiye Milletler
Cemiyeti’ne üye olmuştur (18 Temmuz 1932). Balkan Antantı Türkiye Milletler Cemiyeti’ne girdikten
sonra Balkan uluslarıyla yakınlaştı. 1933’ten sonra Almanya ve İtalya
silahlanarak dünya barışını tehdit etmeye başladılar. Bu gelişmeler sonucunda
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya devletleri arasında Balkan Antantı
imzalanmıştır (9 Şubat 1934). Arnavutluk, İtalya’nın baskısından
dolayı, Bulgaristan ise, Makedonya konusunda Yunanistan ve Yugoslavya ile
anlaşmazlık nedeniyle antanta katılmadılar. Balkan Antantı’yla Türkiye batı
sınırlarını güvence altına almış ve Türkiye için Balkanlarda barış dönemi
başlamıştır. Boğazlar Sorunu ve Montrö Sözleşmesi Lozan Konferansı’nda imzalanan
Boğazlarla ilgili hükümler Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını
sınırlandırmaktaydı. Türkiye, boğazlarla ilgili bu hükümleri, güvenlik
konusunda Milletler Cemiyeti’nin etkili olacağını ve Avrupa’da silahsızlanmanın
gerçekleşeceği umuduyla kabul etmişti. 1933’ten sonra İtalya, Almanya ve Rusya
silahlanmaya başladı. Milletler Cemiyeti barışı tehdit eden bu gelişmeleri
önleyemedi. Bu gelişmeler üzerine kendi güvenliğini garanti altına almak
isteyen Türkiye, 10 Nisan 1936’da Boğazlar üzerindeki sınırlamaları kaldırmak
amacıyla Lozan Antlaşması’nı imzalayan devletlere birer nota göndererek
Boğazlarla ilgili hükümlerin düzeltilmesini istemiştir. Türkiye’nin bu isteği
ilgili devletler tarafından olumlu karşılanmış ve İsviçre’nin Montreux (Montrö)
şehrinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır (20 Temmuz 1936). Montrö Sözleşmesi’ne göre; – Lozan Antlaşması’nda kurulan Boğazlar
Komisyonu kaldırılarak bütün yetkileri Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilecektir. – Lozan Antlaşması ile Boğazların iki
yanında askersiz duruma getirilen yerlerde, Türkiye asker bulundurabilecek ve
tahkimat yapabilecektir. – Ticaret gemilerinin her iki yönde
Boğazlardan geçişi serbest olacaktır. – Savaş gemilerinin geçişi ise zaman ve
ağırlık bakımından sınırlandırılacaktır. – Türkiye, savaşa girer veya bir savaş
tehlikesi ile karşılaşırsa Boğazları istediği gibi açıp kapatabilecektir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle;
Sadabat Paktı Türkiye, İran, Irak ve Afganistan
arasında Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda dörtlü bir pakt oluşturuldu (8 Temmuz
1937). Bu pakt, İtalya’nın doğu ülkelerini hedef olan istilâ politikasından
kaynaklanmıştır. Orta Doğu’ya yayılmaya çalışan İtalya’ya karşı ortak bir
savunma sistemi kurularak yayılmacı politikalara tepki gösterilmiştir. Hatay’ın Türkiye’ye Katılması II. Dünya Savaşı’nın yaklaşması üzerine
Fransa 1936 yılında Suriye’yi boşaltma kararı aldı. Bu arada Fransa, Hatay’ı
Suriye’ye bıraktı. Sorunları barışçı yollarla çözümlemek isteyen Türkiye,
Milletler Cemiyeti’ne başvurarak çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hatay’ın
Türkiye’ye verilmesini istedi. Hitlerin Avusturya’yı ilhakından sonra,
Avrupa’da güçler dengesi bozulmaya başladı. Fransa, Hatay konusundaki tutumunu
yumuşatmak zorunda kaldı. Yapılan seçimler sonunda bağımsız bir devlet olarak
Hatay Cumhuriyeti kuruldu (2 Eylül 1938). Hatay Cumhuriyeti ile Türkiye
arasında yakın ilişkiler geliştirildi. 23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye
arasındaki bir antlaşma ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kabul edildi. Böylece
Atatürk’ün ölümünden sonra Hatay meselesi Misak-ı Milli ilkeleri doğrultusunda
Türkiye’nin lehine çözümlenmiştir <- : : Sonraki Sayfa -> TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ 30/4/2008<>13:17 kategori: TARiH 1. Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluş Dönemi Malazgirt Zaferi’nden sonra;
Anadolu’nun Türkleşmesini
hızlandırmıştır. Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu
Süleymanşah. Melikşah döneminde İznik’i ele geçirerek bağımsızlığını ilan etti
(1077). I. Kılıç Arslan tahta geçtikten sonra
devleti yeniden düzenlemeye ve Anadolu’da birliği sağlamaya çalışmıştır. Birinci
Haçlı Seferi’ne katılan orduları durduramayan Anadolu Selçuklu Devleti,
Batı Anadolu’yu boşaltarak merkezini Konya’ya taşımak zorunda kalmıştır. 2. Türkiye Selçuklu Devleti’nin
Genişleme ve Yükseliş Dönemi lI. Kılıç Arslan döneminde, Bizans
İmparatoru Manuel, Türklerin güçlenmesinden ve topraklarını genişletmesinden
rahatsızlık duymuş ve Türkleri Anadolu’dan atmak amacıyla farklı uluslardan
oluşan büyük bir orduyu Anadolu’ya göndermiştir. Miryokefalon Savaşı diye
bilinen mücadeleyi Türkiye Selçukluları kazanmıştır (1176). Bu savaşın sonucunda;
I. Gıyaseddin Keyhüsrev hükümdarlığı
sırasında; askeri hareketlerini ekonomik ve ticari çıkarlar doğrultusunda
düzenlemiştir. Bu amaca ulaşmak için I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Karadeniz ticaret
yolunu açmaya çalışmış, diğer taraftan Antalya’yı fethederek Akdeniz’i Türk
ticaretine açmıştır. I. İzzeddin Keykavus, Trabzon Rum
İmparatoru’na hakimiyetini kabul ettirdi. Sinop’u alarak ticaret merkezi haline
getirdi (1214). Selçuklu hakimiyetinden çıkmış olan Antalya’yı geri alarak
Akdeniz ve Karadeniz’deki ticaret yollarının güvenliğini sağladı. I. İzzeddin
Keykavus döneminde Kıbrıs Krallığı ve Venediklilerle ticaret anlaşmaları
yapılmış, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Çukurova Ermenileri vergiye bağlanmıştır. I. Alaeddin Keykubat döneminde,
Anadolu Selçuklu Devleti en parlak dönemini yaşamıştır. I. Alaeddin Keykubat,
Asya’da büyük bir tehlike haline gelen Moğollara karşı tedbirler aldı. Bu
tedbirler çerçevesinde doğudaki kale ve surlar tamir edilmiş ve komşu
devletlerle ittifaklar kurulmuştur. I. Alaeddin Keykubat’ın ölümüyle
Türkiye Selçukluları eski gücünü kaybederek yıkılış sürecine girmiştir. 3. Türkiye Selçuklu Devleti’nin
Zayıflaması ve Moğol İstilası I. Alaeddin Keykubat’ın ölümünden sonra
yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev geçmiştir. Vezir Saadettin Köpek’in
etkisi altında kalan hükümdar babası kadar yetenekli değildi. Baba İshak İsyanı (1240) XIII. yüzyılda Asya’daki Moğol istilası
pekçok Türkmenin Anadolu’ya göç etmesine sebep olmuştur. Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’ya gelen Türkmenler yer ve otlak darlığı nedeniyle sıkıntı çekiyordu.
Bölge halkının sosyal ve ekonomik sıkıntılarını değerlendiren Baba İshak isimli
bir kişi isyan başlattı (1240). Türkmenlerin desteğini alan Baba İshak
isyanı kısa sürede yayıldı. Eski gücünü kaybeden Anadolu Selçukluları bu isyanı
bastırmakta zorlanmış, ancak iki yıl sonra isyanı bastırabilmiştir. Anadolu Selçuklularının Yassıçemen
Savaşı’nı kazanmaları Moğolların Anadolu’ya gelişini geciktirmiştir. Ancak Baba
İshak isyanının güçlükle bastırılması, Selçukluların zayıfladığını ortaya
çıkarmış ve Moğolları Anadolu’yu istila etme konusunda cesaretlendirmiştir. Kösedağ Savaşı ve Sonuçları Anadolu Selçuklularının doğu
sınırlarına dayanan Moğollar, Baba İshak isyanından sonra Anadolu’yu istilaya
karar verdiler. Sivas’ın doğusunda yapılan Kösedağ Savaşı’nda Anadolu
Selçuklu ordusu mağlup olmuştur. Bu savaşın sonucunda;
Uçlarda Hayat ve Beylikler 1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu
Selçuklu Devleti’nin Moğol hakimiyetine girmesi üzerine, uc beyleri serbest
hareket etmeye ve Anadolu Selçuklu sultanlarını tanımamaya başladılar.
Anadolu’nun batısında yoğunlaşan beyliklerin nüfus ve askeri gücünü Moğolların
baskısından kaçan Türkmenler oluşturuyordu. Moğolların hakimiyetini kabul etmek
istemeyen uc beyleri ve aşiret beyleri bağımsızlıklarını ilan ederek Türkiye’de
“Beylikler Dönemi”nin başlamasına neden olmuşlardır. Anadolu’da Söğüt ve Domaniç çevresinde Osmanlılar, Konya ve çevresinde Karamanoğulları, Kütahya ve çevresinde Germiyanoğulları, Balıkesir çevresinde Karesioğulları, İzmir ve Aydın çevresinde Aydınoğulları, Manisa’da Saruhanoğulları, Sinop ve Kastamonu’da Candaroğulları, Muğla’da Menteşeoğullurı, Maraş’ta Dulkadiroğulları ve Adana’da Ramazanoğulları beylikleri kurulmuştur. Anadolu Türk Beyliklerinin Genel
Özellikleri
Anadolu’da Sosyal Hayat Malazgirt zaferinden sonra, Orta
Asya’dan gelen konar - göçerler Anadolu’ya yerleştirilerek Anadolu’da Rum ve
Hristiyanlara karşı nüfus üstünlüğü sağlanmıştır. Türkler Anadolu’da yaşayan
Hristiyan unsurlarla birlikte (Rumlar, Ermeniler, Süryaniler) yaşamlarını
sürdürmüştür. Selçuklu sultanları Hristiyan ahaliye adaletli ve hoşgörülü
davranmış, karşılığında onlarda Selçuklu idaresini benimsemişlerdir. Anadolu’da Ekonomik Hayat Tarım ve Hayvancılık Anadolu Selçuklu sultanları ve beyler,
köylüleri topraklarda tutabilmek amacıyla belirli zamanlarda vergi affı veya
vergilerin hafifletilmesi gibi tedbirler almışlardır. Anadolu Selçuklu Devleti,
tarım ve hayvancılığın gelişmesine yardımcı olmuş, bunun sonucunda Anadolu’da
alınan ürünlerin ihtiyaç fazlasını (tarım ve hayvan ürünlerini) dışarıya
satmıştır. Ticaret Anadolu’da
ticaretin gelişmesi için Türkiye Selçukluları döneminde şu tedbirler alınmıştır
:
Anadolu’nun Doğu – Batı, Güney – Kuzey
ticaret yollarının üzerinde bulunması ve kıtaları birbirine bağlaması, bölge
ticaretinin gelişmesine ortam hazırlamıştır. Türkiye Selçukluları döneminde
Anadolu uluslararası ticaret merkezi haline gelmiştir. Ahilik Teşkilatı Ahilik, Türkiye Selçuklu Devleti
döneminde (XIII. yüzyılda) ortaya çıkmış, esnaf ve zanaatkarların ticari
hayatını şekillendiren sosyal bir teşkilattır. Bu teşkilat;
<- : : Sonraki Sayfa -> FEODALİTE 30/4/2008<>13:12 kategori: TARiH Kilise ve Papalık Ortaçağ’da Katolik Kilisesi siyasal,
dinsel ve ekonomik alanlarda güçlenmiştir. Katolik Kilisesi’nin güçlenmesinde;
etkili
olmuştur. Ortaçağ’da kurulan devletlerin bir
çoğunda hükümdarlar egemenliklerini dine dayandırmışlardır. Ortaya çıkan laik
olmayan devlet anlayışında din adamları devlet yönetiminde etkili olmuşlardır. Fedoalite Siyasal ve askeri gücü elinde
bulunduran, toprağın mülkiyetine veya imtiyazına sahip olan bir senyörler
(derebeyler) sınıfı ile bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu idari
düzene feodalite denir. Feodalite Rejiminin Özellikleri
Feodalite Rejiminin Zayıflaması Derebeylerinin zayıflamasında;
<- : : Sonraki Sayfa -> ile düzenlendi |
|
|
|