HOŞGELDİNİZ
ANA MENÜ

  • ANA SAYFA

  • PROFİLİM

  • ARŞİV

  • RSS

  • KATEGORİLERİM

  • SON YAZILARIM

  • ANLATIM BOZUKLUĞU TEST - 1
  • SEVR BARIS ANDLASMASI
  • Atatürk Dönemi’nde Türk Dış Politikası
  • TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ
  • FEODALİTE
  • ORTAÇAĞDA AVRUPA
  • M.Ö. II. Binden M.Ö. VI.Yüzyıla Kadar Türkiye
  • İLK TÜRK DEVLETLERİ
  • Dil Yanlışları ve Anlatım Bozuklukları
  • …Nazım Biçimleri…
  • …Uyak (Kafiye) Örgüsü…
  • …Uyak (Kafiye) Türleri…
  • TÜRK EDEBİYATI DEVİRLERİ
  • Türk Edebiyatı'nın Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Kıstasl
  • Edebiyat; Tanımı, Konusu, Muhtevası, Metodu
  • Divan Edebiyatında Akımlar
  • Divan Edebiyatı nazım biçimleri
  • TELMİH SANATI VE TELMİH SANATIYLA İLGİLİ ÖRNEKLER
  • EDEBİYATIMIZDA İLK'LER
  • EDEBİ AKIMLARIN YABANCI VE TÜRK TEMSİLCİLERİ
  • DİVAN EDEBİYATINDA SANATLAR
  • ANLATIM ÇEŞİTLERİ
  • ANLATIM BOZUKLUKLARI
  • SÖZCÜĞÜN KULLANIMI
  • YAZIM KURALLARI
  • REKLAM ALANI

    İSTEDİĞİNİZİ YAZIN
    ATTIĞINIZ BAŞLIĞIN İÇERİĞİNİ GİRİN
    SAYAÇ
    bu bölüme sayaç eklenecek,sayaç nasıl eklenir http://htmlkodlar.blogcu.com da inceleyin
     
    ANLATIM BOZUKLUĞU TEST - 1
    2/11/2008<>15:12
    kategori: TURKCE

     

    1. Aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
    A) Dağların doruklarında su yerine kar yerdik haziran ayında.
    B) Dolmuşun içi hamam gibiydi bir de kese atacak biri olsa...
    C) Dışarı çıkınca havaların serinlemeye başladığını hissediyorsunuz artık.
    D) Kışlık giysiler dolaplardan yavaş yavaş çıkarılmaya başlandı.
    E) Ne de olsa mevsimi geldi bu kalın giyeceklerin.

    2. Aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
    A) Dersimize gelenlerin çoğunu tanıyor, bir şeyler anlatıyor, onları motive ediyorduk.
    B) İnsanların yetişmesi onlara görev verilmesi ile sağlanır.
    C) Her insan aktifliğin çekirdeği gibidir, bir gün mutlaka fidan olmak için uygun ortamı
    bulacaktır.
    D) Bazıları soruyu çözüyor, bazıları soruların yanlışlığından söz ediyordu.
    E) Giydiğin bu elbiseye taktığın bu kravat çok uygun gitmiş.

    3. Aşağıdakilerden hangisinde "-ler,-lar" kullanıldığı yerde anlatım bozukluğunun sebebidir?
    A) Annenler dün buradaydılar haberin var mı?
    B) O söz: "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir." Türk tarihinde önemli bir sayfa açar.
    C) Bu anlaşma birçok batılı, uygar devletler tarafından da onaylandı.
    D) Sıkıntılar, dertler, ihanetler hayatında hep bunlarla mücadele etti.
    C) Kardeşler arasında, böyle küçük anlaşmazlıklar olması normaldir.

    4. Aşağıdakilerden hangisinde bir anlatım bozukluğu yoktur?
    A) Yüzüme dikkatle bakıyor ve dinliyor.
    B) Herkese saygısı var, korkusu yoktu.
    C) İşlerini bir plan ve program dahilinde yürütürdü.
    D) Sağlıklı ve sıhhatli nesiller yetiştirmek her milletin amacıdır.
    E) Sizi tanıyor ve selam yolluyordu.

    5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu vardır?
    A) Mektebinde okusaydım ben de talebesi olma zevkini tadacaktım.
    B) Her şeyden önce bir okuma yönteminiz olmalı.
    C) Yoksa okurken çok zaman yitirebilirsiniz.
    D) Bir kitabı bastan aşağı okumak gereksiz.
    E) Yiğidi siz vefayı da biz gömdük.

    6. Cümlede bulunan bir nesne, bazen aynı sözcükten oluşturulacak dolaylı tümleci unutturabilir.Bu tür cümlelerde dolaylı tümleç eksikliği söz konusu olur.
    Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu tür bir anlatım bozukluğu vardır?
    A) Onunla yaptığımız karşılıklı tartışmalara bir süre ara verdik.
    B) Yazarın konuya ilgisini çeken, yazmaya iten nedir, belli değil.
    C) Sizi önceden tanıyor ve güveniyoruz.
    D) Sanatçının dil sorununa eğilmesi, ilgilenmesi gerekir.
    E) Sanat insana bir şeyler vermeli ve eğitmelidir.

    7. "Bu çocuğun zeki ve yaramaz olmadığını herkes bilir." cümlesindeki anlatım bozukluğu aşağıdakilerin hangisiyle giderilebilir?
    A) "ve" sözcüğü cümleden çıkarılarak.
    B) "olmadığını" sözcüğü yerine "olduğu" getirilerek.
    C) "ve" den önce "olduğunu" sözcüğü getirilerek.
    D) "bilir" sözcüğü yerine "bilmeli" getirilerek.
    E) "ve" sözcüğü yerine "fakat" getirilerek.

    8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir anlatım bozukluğu yoktur?
    A) Kesinlikle menfaate dayalı dostluklar uzun sürmeyebilir.
    B) Yanılmıyorsam, yarın buraya geleceğini zannediyorum.
    C) Onu daha çok bizim bağ evine yaptığımız kaçak ziyaretler sırasında görebilirdik.
    D) Yolların kenarlarına güzel çınar ağaçlan ekmişlerdi.
    E) O, tüm zorluklara göğüs gerdi, başa çıktı.

    YANITLAR : 1-A 2-A 3-C 4-C 5-E 6-C 7-C 8-C

     

    2 yorum :: <%TrackbackCount%> trackbacks :: link
    { Sayfa 1 of 93 }
    <- : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları

    SEVR BARIS ANDLASMASI
    30/4/2008<>13:34
    kategori: TARiH

     

    Birinci Dünya Harbi sonrasindaki andlasmalar 'dan. Osmanli Devleti ile Ingiltere, Fransa, Italya ve Yunanistan arasinda 10 Agustos 1920 tarihinde Fransa'nin bassehri Paris'in Sevres kasabasinda imzalandi. Osmanli Sultani Vahideddin Hân, (1918-1922) ile Ingiliz, Fransiz ve Italyan parlamentolari tarafindan tastik edilmediginden hükümsüz kalmistir. Yunanistan tek tarafli kabul edip, yürürlüge koymak istediyse de, ordusu 9 Eyyül 1922'de Izmir'den Ege Denizine dökülünce arzusundan vaz geçmek zorunda kaldi.

    Sevr Andlasmasi, 10 Nisan 1915 târihinde Londra' da Rusya-Ingiltere-Fransa Gizli Andlasmasina göre, Türkiye'nin paylasilmasi esasina dayaniyordu. Fakat, Sevr'de, Bolsevik Ihtilâli, iç harp ve çarligi destekleyen Avrupali kuvvetlerle ugrasan Sovyet Rusya disarida birakildi. Sovyet Rusya disarida birakilinca, önceki gizli andlasmalarda Rusya'nin payina düsen topraklar yeniden paylasildi. Londra Andlasmasi'nda Rusya'ya verilen Türk Bogazlarinin, Sevr öncesi tertiplerle Ingiltere-Fransa, Italya kontrolünde tutulmasi kararlastirildi. Itilâf devletlerinin hazirladiklari andlasma metnini Paris'de 11 Mayis 1920 tarihinde Osmanli Devleti temsilcisi eski sadrazam A. Tevfik Pasa okuyunca (Istiklâlimize aykiridir) diyerek imzalamadi. Tevfik Pasa, andlasma metnine itiraz cevabi yazip, Istanbul'a döndü. Osmanli mebuslari, Istanbul'un isgalinden sonra bir kismi yakalanip, Malta'ya sürülmesi, bir kismi da Anadolu'da Millî Mücâdeleye katildigindan andlasma metni Mebuslar Meclisinden geçemiyordu. Sultan Vahideddin Hân, andlasma metnini Türk Istiklâline aykiri buldugundan, Mebuslar Meclisi'nden geçmedigini dünya kamuoyuna ilân edip, bütün baskilara ragmen tastik etmedi. Yunanistan Meclisi, Sevr Andlasmasi'ni tastik edip, yürürlüge koymaga kalkisti. Bunun üzerine besinci defa sadrazamliga getirilen Damad Ferid Pasa; ayandan Hadi Pasa, filozof Riza Tevfik ve Bern elçisi R. Halis Beyler ile Paris'e gidip, Sevr Andlasmasi'ni imzaladi. Sevr Andlasmasi Osmanli Sultani Vahideddin Hân ile Ingiliz-Fransiz-ltalyan parlamentolarinca tastik edilmediginden, dörtyüzotozüç madde ve oniki bölümün (ölü-dogan) hükümleri sunlardi:

    l- Istanbul ile Bogazlari'ni ve Marmara'nin Anadolu kiyilarinin tahkim edilmemesi ve buralarin Karma Bogazlar Komisyonunca kontrolü;

    2- Suriye ve Lübnan'in Fransizlar'a; Arabistan, Yemen, Irak, Filistin'in Ingiltere'ye yine Misir, Sudan ve Kibris'in Ingiliz idaresine; Fas ve Tunus'un Fransa'ya birakilmasi;

    3- Izmir/Aydin vilâyeti ile Çatalca'dan batiya Dogu Trakya ve Imroz/Gökçeada ile Bozcaada dâhil Yunanlilara;

    4- Rize, Trabzon, Gümüshane, Artvin, Kars, Agri, Van, Bitlis, Mus, Bingöl, Erzincan ve Erzurum'un Ermeniler'e;

    5-Mugla ve Antalya'nin Italya'ya verilip, Konya, Göller Bölgesi, Afyon ve Bursa'ya kadarki yerlerde de himaye hakki taninmasi;

    6- Kapitülasyonlarin her devlete taninmasi;

    7- Osmanli devlet borçlarinin ödenmesini ihtiva ediyordu.

     

    yok yorum :: link
    { Sayfa 1 of 93 }
    <- : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları

    Atatürk Dönemi’nde Türk Dış Politikası
    30/4/2008<>13:27
    kategori: TARiH

    Atatürk Dönemi’nde Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri

    Atatürk’ün dış politikasının temel ilkeleri;

    • Milli sınırlarımız içinde kalmak ve gerçekleştiremeyeceğimiz emeller peşinde koşmamak
    • Bağımsızlığımıza ve sınırlarımıza saygı duyan devletlerle iyi ilişkiler kurmak, diğer devletlerin içişlerine karışmamak ve kendi içişlerimize karışılmasına fırsat vermemek
    • Devletlerarası sorunları hukuka dayalı olarak barışçı yollardan çözümlemek
    • Ulusun hayatı tehlikede olmadıkça savaşa girmemek
    • Milli sınırlarımız içinde herşeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak varlığımızı devam ettirmek
    • Dış politika ve diplomaside bilim ve teknolojiyi yol gösterici olarak kullanmak ve dünyadaki gelişmeleri göz önünde tutmak

    şeklinde özetlenebilir. Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh” vecizesiyle iç ve dış politikada barışı benimsediğini ortaya koymuştur.

    Türkiye – İngiltere İlişkileri

    Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkilerin normalleşmesini engelleyen en önemli neden, Türk – Irak sınırının tesbiti anlamına gelen Musul sorunu olmuştur.

    Musul bölgesindeki zengin petrol yataklarını bırakmak istemeyen İngiltere, Irak’ta manda yönetimi ilan etti. Lozan Konferansı’nda Türkiye - Irak sınırı görüşülürken Türk heyeti, “Halkın çoğunluğunun Türk olması” nedeniyle, Musul ve Süleymaniye bölgelerinin Türkiye sınırları içerisinde kalması gerektiğini öne sürdü. Irak adına mandater devlet olan İngiltere ise, Musul’un Irak sınırları içinde kalmasında direndi. Bunun üzerine Türkiye’nin bölgede bir halk oylaması yapılması isteği yine İngiltere tarafından reddedildi.

    Türkiye, sınırlarını ve bağımsızlığını korumak için her türlü tedbire başvuracağını açıklayarak İngiltere’nin askeri hareketini önlemiştir. Bu dönemde ortaya çıkan Şeyh Sait isyanı Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiştir. Dolayısıyla Şeyh Sait isyanı bir ülkenin içerisinde yaşanan olumsuzlukların dış politikayı olumsuz yönde etkilediğine kanıt olarak gösterilebilir.

    İkili görüşmeler sonunda çözülemeyen Musul meselesi, Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Musul meselesini incelemek amacıyla oluşturulan komisyonun önerisiyle Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a katılması gerektiğini belirtti.

    Türkiye Milletler Cemiyeti’nin kararına uyarak İngiltere ile Ankara Antlaşması’nı yaptı (5 Haziran 1926).

    Bu antlaşmayla;

    • Musul ve Kerkük Irak’a bırakıldı.
    • Irak Hükümeti, Musul’a karşılık petrol üzerine konulan verginin % 10’unu 25 yıl süreyle Türkiye’ye vermeyi kabul etti.

     

    Türkiye – Fransa İlişkileri

    Fransa ile Türkiye arasında yaşanan sorunların en önemlisi Osmanlı Devleti’nden kalan borçların ödenmesi konusunda yaşanmıştır. Alacaklı ülkeler içinde en fazla pay sahibi olan Fransa’ydı. Bu konuda 13 Haziran 1928’de Paris’te Türkiye ile alacaklı devletler adına Duyun–ı Umumiye İdaresi arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmayla ödenecek borçların miktarı ve ödeme şekli belirlenmiştir. Ancak, 1929’da başlayan dünya ekonomik krizi borçların ödenmesini güçleştirmişti. Bunun üzerine Türkiye, borçların ertelenmesini istemiş ve 22 Nisan 1933’te Paris’te yeni bir borç sözleşmesi imzalanmıştır. Son antlaşma Türkiye lehine olmuş ve borçlarla ilgili sorun çözümlenmiştir.

    Lozan Antlaşması’na göre yabancı okullar, Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı bulundukları yönetmeliklere uyacaklardı. Bu durum Fransa ile anlaşmazlıklara neden oldu.

    “Türkiye’de bizim okullarımızın sahip olmadıkları ayrıcalığa, yabancı okulların sahip olması kabul edilemez.” diyen Atatürk, yabancı okulların Türk kanunlarına uymasını istemiştir. Yönetmeliklere uymayan bazı okullar kapatılmıştır. Yabancı okullar meselesi Fransa ile iyi ilişkilerin kurulmasını geciktirmiştir.

     

    Türkiye – Yunanistan İlişkileri

    Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında en önemli sorun nüfus mübadelesi (değişim) hakkındaki sözleşme ve protokolün uygulanması konusunda yaşanmıştır.

    Lozan Antlaşması’nda, İstanbul’daki Rumlarla Batı Trakya’daki Türkler dışında Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki Türklerin karşılıklı değiştirilmeleri kararlaştırılmıştır. 30 Ocak 1923’te imzalanan protokolle değişime tabi tutulacak kişilere ait şartlar belirlenmiştir. Tarafsız devletlerin temsilcilerinin de katıldığı mübadele komisyonu kurulmuş, ancak Yunanistan’ın sürekli anlaşmazlık çıkarması yüzünden bir sonuç alınamamıştır.

    Bir süre sonra Türk - Yunan ilişkileri gerginleşti. Anlaşmazlık silahlı bir çatışmaya yol açmadan gergin hava yumuşatıldı ve 10 Haziran 1930 tarihinde anlaşma yapıldı. Bu antlaşma ile yerleşme tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi etabli (yerleşik) sayılmıştır.

     

    Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Girmesi

    Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan devletler tarafından savaştan hemen sonra uyuşmazlıkları barışçı yollardan çözmek, uluslararası işbirliğini geliştirmek, böylece barış ve güvenliği koruyarak yeni savaşları önlemek iddiasıyla kurulmuştu.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temeli barışçı esaslara dayanıyordu. Türkiye komşu ülkelerle dostluk ve iyi ilişkiler kurmuştur.

    Türkiye’nin barışçı girişimleri diğer ülkeler tarafından memnuniyetle karşılandı. 1930’dan sonra milletlerarası işbirliğinin önem kazanması, Milletler Cemiyeti’ne ilgiyi artırmıştır. 1932 Temmuz’unda İspanya’nın teklifi, Yunanistan’ın desteğiyle Türkiye Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur (18 Temmuz 1932).

     

    Balkan Antantı

    Türkiye Milletler Cemiyeti’ne girdikten sonra Balkan uluslarıyla yakınlaştı. 1933’ten sonra Almanya ve İtalya silahlanarak dünya barışını tehdit etmeye başladılar. Bu gelişmeler sonucunda Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya devletleri arasında Balkan Antantı imzalanmıştır (9 Şubat 1934).

    Arnavutluk, İtalya’nın baskısından dolayı, Bulgaristan ise, Makedonya konusunda Yunanistan ve Yugoslavya ile anlaşmazlık nedeniyle antanta katılmadılar.

    Balkan Antantı’yla Türkiye batı sınırlarını güvence altına almış ve Türkiye için Balkanlarda barış dönemi başlamıştır.

     

    Boğazlar Sorunu ve Montrö Sözleşmesi

    Lozan Konferansı’nda imzalanan Boğazlarla ilgili hükümler Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını sınırlandırmaktaydı. Türkiye, boğazlarla ilgili bu hükümleri, güvenlik konusunda Milletler Cemiyeti’nin etkili olacağını ve Avrupa’da silahsızlanmanın gerçekleşeceği umuduyla kabul etmişti.

    1933’ten sonra İtalya, Almanya ve Rusya silahlanmaya başladı. Milletler Cemiyeti barışı tehdit eden bu gelişmeleri önleyemedi. Bu gelişmeler üzerine kendi güvenliğini garanti altına almak isteyen Türkiye, 10 Nisan 1936’da Boğazlar üzerindeki sınırlamaları kaldırmak amacıyla Lozan Antlaşması’nı imzalayan devletlere birer nota göndererek Boğazlarla ilgili hükümlerin düzeltilmesini istemiştir. Türkiye’nin bu isteği ilgili devletler tarafından olumlu karşılanmış ve İsviçre’nin Montreux (Montrö) şehrinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır (20 Temmuz 1936).

    Montrö Sözleşmesi’ne göre;

    – Lozan Antlaşması’nda kurulan Boğazlar Komisyonu kaldırılarak bütün yetkileri Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilecektir.

    – Lozan Antlaşması ile Boğazların iki yanında askersiz duruma getirilen yerlerde, Türkiye asker bulundurabilecek ve tahkimat yapabilecektir.

    – Ticaret gemilerinin her iki yönde Boğazlardan geçişi serbest olacaktır.

    – Savaş gemilerinin geçişi ise zaman ve ağırlık bakımından sınırlandırılacaktır.

    – Türkiye, savaşa girer veya bir savaş tehlikesi ile karşılaşırsa Boğazları istediği gibi açıp kapatabilecektir.

     

    Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle;

    • Türk Devleti’nin egemenlik haklarını sınırlayıcı hükümler kaldırılmıştır.
    • Boğazlarda asker bulundurulması ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de önemi artmış ve Türkiye milletlerarası dengede önem kazanmıştır.
    • Türk – Sovyet ilişkilerinde ayrılığın ilk adımı atılmış, sözleşme Sovyet Rusya tarafından yetersiz bulunmuştur.

    Sadabat Paktı

    Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda dörtlü bir pakt oluşturuldu (8 Temmuz 1937). Bu pakt, İtalya’nın doğu ülkelerini hedef olan istilâ politikasından kaynaklanmıştır. Orta Doğu’ya yayılmaya çalışan İtalya’ya karşı ortak bir savunma sistemi kurularak yayılmacı politikalara tepki gösterilmiştir.

     

    Hatay’ın Türkiye’ye Katılması

    II. Dünya Savaşı’nın yaklaşması üzerine Fransa 1936 yılında Suriye’yi boşaltma kararı aldı. Bu arada Fransa, Hatay’ı Suriye’ye bıraktı. Sorunları barışçı yollarla çözümlemek isteyen Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hatay’ın Türkiye’ye verilmesini istedi.

    Hitlerin Avusturya’yı ilhakından sonra, Avrupa’da güçler dengesi bozulmaya başladı. Fransa, Hatay konusundaki tutumunu yumuşatmak zorunda kaldı. Yapılan seçimler sonunda bağımsız bir devlet olarak Hatay Cumhuriyeti kuruldu (2 Eylül 1938). Hatay Cumhuriyeti ile Türkiye arasında yakın ilişkiler geliştirildi.

    23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasındaki bir antlaşma ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kabul edildi. Böylece Atatürk’ün ölümünden sonra Hatay meselesi Misak-ı Milli ilkeleri doğrultusunda Türkiye’nin lehine çözümlenmiştir

     

    yok yorum :: link
    { Sayfa 1 of 93 }
    <- : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları

    TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ
    30/4/2008<>13:17
    kategori: TARiH

    1. Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluş Dönemi

    Malazgirt Zaferi’nden sonra;

    • Bizans’ın Anadolu’daki etkinliğini kaybetmesi
    • Türkmenlerin gruplar halinde Anadolu’ya göç etmesi
    • Anadolu halkının ağır vergiler ve adaletsizlikten dolayı, Bizans İmparatorluğu’ndan ve Anadolu’ya gönderdiği memurlardan memnun olmaması
    • Anadolu Türk beyliklerinin kurulması

    Anadolu’nun Türkleşmesini hızlandırmıştır.

    Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Süleymanşah. Melikşah döneminde İznik’i ele geçirerek bağımsızlığını ilan etti (1077).

    I. Kılıç Arslan tahta geçtikten sonra devleti yeniden düzenlemeye ve Anadolu’da birliği sağlamaya çalışmıştır. Birinci Haçlı Seferi’ne katılan orduları durduramayan Anadolu Selçuklu Devleti, Batı Anadolu’yu boşaltarak merkezini Konya’ya taşımak zorunda kalmıştır. 

    2. Türkiye Selçuklu Devleti’nin Genişleme ve Yükseliş Dönemi

    lI. Kılıç Arslan döneminde, Bizans İmparatoru Manuel, Türklerin güçlenmesinden ve topraklarını genişletmesinden rahatsızlık duymuş ve Türkleri Anadolu’dan atmak amacıyla farklı uluslardan oluşan büyük bir orduyu Anadolu’ya göndermiştir. Miryokefalon Savaşı diye bilinen mücadeleyi Türkiye Selçukluları kazanmıştır (1176).

    Bu savaşın sonucunda;

    • Anadolu kesin olarak Türk vatanı haline gelmiş ve Türklerin Anadolu’dan atılamayacağı kanıtlanmıştır.
    • Türkler taarruza, Bizans ise savunmaya geçmiştir.

    I. Gıyaseddin Keyhüsrev hükümdarlığı sırasında; askeri hareketlerini ekonomik ve ticari çıkarlar doğrultusunda düzenlemiştir. Bu amaca ulaşmak için I. Gıyaseddin Keyhüsrev, Karadeniz ticaret yolunu açmaya çalışmış, diğer taraftan Antalya’yı fethederek Akdeniz’i Türk ticaretine açmıştır.

    I. İzzeddin Keykavus, Trabzon Rum İmparatoru’na hakimiyetini kabul ettirdi. Sinop’u alarak ticaret merkezi haline getirdi (1214). Selçuklu hakimiyetinden çıkmış olan Antalya’yı geri alarak Akdeniz ve Karadeniz’deki ticaret yollarının güvenliğini sağladı. I. İzzeddin Keykavus döneminde Kıbrıs Krallığı ve Venediklilerle ticaret anlaşmaları yapılmış, Trabzon Rum İmparatorluğu ve Çukurova Ermenileri vergiye bağlanmıştır.

    I. Alaeddin Keykubat döneminde, Anadolu Selçuklu Devleti en parlak dönemini yaşamıştır. I. Alaeddin Keykubat, Asya’da büyük bir tehlike haline gelen Moğollara karşı tedbirler aldı. Bu tedbirler çerçevesinde doğudaki kale ve surlar tamir edilmiş ve komşu devletlerle ittifaklar kurulmuştur.
    I. Alaeddin Keykubat, Akdeniz’de önemli ticaret merkezlerinden biri olan Alanya’yı (Alaiye) topraklarına kattı (1223) ve Alanya’da tersane kuruldu. Bu durum Selçukluların denizcilikte büyük bir gelişme göstermesini sağlamıştır. Selçuklular Akdeniz’den sonra Karadeniz’de de faaliyet gösterdiler.
    Moğol tehlikesine karşı Cengiz Han ile iyi geçinmek isteyen I. Alaeddin Keykubat, Moğollardan kaçarak Selçuklu sınırlarına gelen Harzemşahlara da iyi davranmıştır. Ancak Celaleddin Harzemşah’ın Selçuklulara ait Ahlat’ı alarak tahrip etmesi ilişkilerin bozulmasına neden olmuştur. Erzincan yakınlarında yapılan Yassıçemen Savaşı’nı Alaeddin Keykubat kazanmıştır (1230). Bu savaştan sonra Harzemşahlar kesin olarak yıkılmıştır (1231). Harzemşahların yıkılmasıyla Türkiye Selçuklularıyla Moğollar arasındaki tampon bölge ortadan kalkmıştır.

    I. Alaeddin Keykubat’ın ölümüyle Türkiye Selçukluları eski gücünü kaybederek yıkılış sürecine girmiştir.

    3. Türkiye Selçuklu Devleti’nin Zayıflaması ve Moğol İstilası

    I. Alaeddin Keykubat’ın ölümünden sonra yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev geçmiştir. Vezir Saadettin Köpek’in etkisi altında kalan hükümdar babası kadar yetenekli değildi.

    Baba İshak İsyanı (1240)

    XIII. yüzyılda Asya’daki Moğol istilası pekçok Türkmenin Anadolu’ya göç etmesine sebep olmuştur. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gelen Türkmenler yer ve otlak darlığı nedeniyle sıkıntı çekiyordu. Bölge halkının sosyal ve ekonomik sıkıntılarını değerlendiren Baba İshak isimli bir kişi isyan başlattı (1240).

    Türkmenlerin desteğini alan Baba İshak isyanı kısa sürede yayıldı. Eski gücünü kaybeden Anadolu Selçukluları bu isyanı bastırmakta zorlanmış, ancak iki yıl sonra isyanı bastırabilmiştir.

    Anadolu Selçuklularının Yassıçemen Savaşı’nı kazanmaları Moğolların Anadolu’ya gelişini geciktirmiştir. Ancak Baba İshak isyanının güçlükle bastırılması, Selçukluların zayıfladığını ortaya çıkarmış ve Moğolları Anadolu’yu istila etme konusunda cesaretlendirmiştir.

    Kösedağ Savaşı ve Sonuçları

    Anadolu Selçuklularının doğu sınırlarına dayanan Moğollar, Baba İshak isyanından sonra Anadolu’yu istilaya karar verdiler. Sivas’ın doğusunda yapılan Kösedağ Savaşı’nda Anadolu Selçuklu ordusu mağlup olmuştur.

    Bu savaşın sonucunda;

    • Anadolu Moğolların hakimiyetine girmiş ve Türkiye Selçukluları Devleti Moğollara bağlı hale gelmiştir.
    • Trabzon Rum İmparatorluğu ve Ermeni Krallığı Selçuklu hakimiyetinden çıkmış, Anadolu’nun batı kısımlarında bağımsız Türk beylikleri kurulmuştur. Böylece Anadolu’da kurulan Türk siyasal birliği bozulmuştur.
    • Anadolu’da can ve mal güvenliği kalmamış, ticaret faaliyetleri durma noktasına gelmiş ve üretim azalmıştır. Bu durum Anadolu halkının ekonomik hayatını olumsuz yönde etkilemiştir.
    • Anadolu’daki önemli bilim, sanat ve ticaret merkezleri tahribata uğramış, kültürel gelişmeler durmuştur.
    • Moğolların baskısından kurtulmak isteyen Türkmenler Anadolu’nun batısında yoğunlaşmışlardır. Türk kültürü Anadolu’nun batısında da yayılmıştır.
    • Merkezî otoritesini kaybeden Anadolu Selçukluları dağılma ve yıkılma sürecine girmiştir.

    Uçlarda Hayat ve Beylikler

    1243 Kösedağ Savaşı’ndan sonra Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol hakimiyetine girmesi üzerine, uc beyleri serbest hareket etmeye ve Anadolu Selçuklu sultanlarını tanımamaya başladılar. Anadolu’nun batısında yoğunlaşan beyliklerin nüfus ve askeri gücünü Moğolların baskısından kaçan Türkmenler oluşturuyordu. Moğolların hakimiyetini kabul etmek istemeyen uc beyleri ve aşiret beyleri bağımsızlıklarını ilan ederek Türkiye’de “Beylikler Dönemi”nin başlamasına neden olmuşlardır.

    Anadolu’da Söğüt ve Domaniç çevresinde Osmanlılar, Konya ve çevresinde Karamanoğulları, Kütahya ve çevresinde Germiyanoğulları, Balıkesir çevresinde Karesioğulları, İzmir ve Aydın çevresinde Aydınoğulları, Manisa’da Saruhanoğulları, Sinop ve Kastamonu’da Candaroğulları, Muğla’da Menteşeoğullurı, Maraş’ta Dulkadiroğulları ve Adana’da Ramazanoğulları beylikleri kurulmuştur.


    Anadolu Türk Beyliklerinin Genel Özellikleri

    • Türkiye Selçuklularının zayıflamasından sonra Anadolu’nun batısında kurulan beylikler, Anadolu Türk tarihinin kesintisiz olarak devam etmesini sağlamışlardır.
    • Orta Anadolu’da yoğunlaşan Selçuklu kültür ve sanatını Anadolu’nun uç bölgelerine taşıyarak yaygınlaşmasını ve devamını sağlamışlardır.
    • Her beylik kendi sınırları içinde bayındırlık hareketlerine önem vermiş ve beylik merkezleri birer kültür merkezi haline gelmiştir.

    Anadolu’da Sosyal Hayat

    Malazgirt zaferinden sonra, Orta Asya’dan gelen konar - göçerler Anadolu’ya yerleştirilerek Anadolu’da Rum ve Hristiyanlara karşı nüfus üstünlüğü sağlanmıştır. Türkler Anadolu’da yaşayan Hristiyan unsurlarla birlikte (Rumlar, Ermeniler, Süryaniler) yaşamlarını sürdürmüştür. Selçuklu sultanları Hristiyan ahaliye adaletli ve hoşgörülü davranmış, karşılığında onlarda Selçuklu idaresini benimsemişlerdir.

    Anadolu’da Ekonomik Hayat

    Tarım ve Hayvancılık

    Anadolu Selçuklu sultanları ve beyler, köylüleri topraklarda tutabilmek amacıyla belirli zamanlarda vergi affı veya vergilerin hafifletilmesi gibi tedbirler almışlardır. Anadolu Selçuklu Devleti, tarım ve hayvancılığın gelişmesine yardımcı olmuş, bunun sonucunda Anadolu’da alınan ürünlerin ihtiyaç fazlasını (tarım ve hayvan ürünlerini) dışarıya satmıştır.

    Ticaret

    Anadolu’da ticaretin gelişmesi için Türkiye Selçukluları döneminde şu tedbirler alınmıştır :

    • Ticarette kullanılmak üzere yollar yapılmış ve bu yollarda güvenlik sağlanmıştır.
    • Ticaret yolları üzerine tüccarların konaklaması ve ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kervansaraylar yapılmıştır. II. Kılıç Arslan döneminde başlayan Kervansaray yapımı, daha sonra gelen Selçuklu sultanları tarafından devam ettirilmiş ve kervansaraylar komşu ülkelerden tüccarların Anadolu’ya gelmesinde önemli rol oynamıştır.
    • Tüccarların korsan, eşkiya ve tabii afetlerden dolayı uğrayacağı zararları karşılamak üzere bir çeşit devlet sigortası yapılmıştır.
    • Büyük ticaret merkezlerinde hanlar ve kapalı çarşılar yapılmıştır.
    • Ticareti geliştirmek amacıyla Akdeniz ve Karadeniz’de fetihler yapılmıştır (Antalya, Alanya, Sinop, Suğdak).
    • Kıbrıs Krallığı ve Latin (İtalyan) Cumhuriyetleriyle ticaret anlaşmaları yapılmıştır.
    • Gümrük vergileri hafifletilmiştir.
    • Ticari önemi olan merkezlere Türk ve Müslüman tüccarlar yerleştirilmiştir.

    Anadolu’nun Doğu – Batı, Güney – Kuzey ticaret yollarının üzerinde bulunması ve kıtaları birbirine bağlaması, bölge ticaretinin gelişmesine ortam hazırlamıştır. Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu uluslararası ticaret merkezi haline gelmiştir.

    Ahilik Teşkilatı

    Ahilik, Türkiye Selçuklu Devleti döneminde (XIII. yüzyılda) ortaya çıkmış, esnaf ve zanaatkarların ticari hayatını şekillendiren sosyal bir teşkilattır.

    Bu teşkilat;

    • Esnaflar arasında dayanışmayı sağlamıştır.
    • Mesleki eğitim sonucunda çırak, kalfa ve usta yetiştirerek bunlara diploma vermiştir.
    • Üyelerinin dini, ahlaki ve diğer alanlarda bilgilerinin artırılmasına çalışmıştır.
    • Üretim kalitesinin artırılmasına ve fiyatların ayarlanmasına çalışmıştır.
    • Moğol istilasından sonra Anadolu’da huzur ve güvenliği sağlamaya çalışmıştır

     

    yok yorum :: link
    { Sayfa 1 of 93 }
    <- : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları

    FEODALİTE
    30/4/2008<>13:12
    kategori: TARiH

    Kilise ve Papalık

    Ortaçağ’da Katolik Kilisesi siyasal, dinsel ve ekonomik alanlarda güçlenmiştir.

    Katolik Kilisesi’nin güçlenmesinde;

    • Papa’nın Avrupa krallarına taç giydirerek krallıklarını onaylaması
    • Siyasal yapının parçalanması
    • Skolastik düşüncenin yaygınlaşması
    • Kilisenin kişileri dinden çıkarma (aforoz), bir bölgede yaşayanları dinsel faaliyetlerden men etme (enterdi) ve para karşılığında günah çıkarma, cennetten yer satma (endülüjans) yetkileri bulunması  

    etkili olmuştur.

    Ortaçağ’da kurulan devletlerin bir çoğunda hükümdarlar egemenliklerini dine dayandırmışlardır. Ortaya çıkan laik olmayan devlet anlayışında din adamları devlet yönetiminde etkili olmuşlardır.

    Fedoalite

    Siyasal ve askeri gücü elinde bulunduran, toprağın mülkiyetine veya imtiyazına sahip olan bir senyörler (derebeyler) sınıfı ile bu sınıfa bağımlı köleler sınıfının oluşturduğu idari düzene feodalite denir.

    Feodalite Rejiminin Özellikleri

    • Feodalite rejimin kurulmasından sonra Avrupa’da siyasal birlik bozulmuş, küçük yönetim birimleri ortaya çıkmıştır. Derebeylik yönetimi, IX. yüzyılda Fransa’dan bütün Avrupa’ya yayılmış ve bütün Ortaçağ boyunca devam etmiştir.
    • Feodalite rejiminde, halk arasında eşitlik yoktu. Avrupa’da halk; soylular, rahipler, burjuvalar ve köylüler diye sınıflara ayrılmıştır. Bu nedenle Ortaçağ’da Avrupa’da sosyal adalet sağlanamamıştır.
    • Toprakların mülkiyeti soyluların elinde toplanmıştır. Ortaçağ’da kapalı bir ekonomik politika izlendiği için halk sermaye birikimine sahip olamamıştır.

    Feodalite Rejiminin Zayıflaması

    Derebeylerinin zayıflamasında;

    • Haçlı Seferleri sırasında derebeylerin ölmesi veya ordularını kaybetmesi
    • Barutun ateşli silahlarda kullanılmaya başlanması
    • Avrupa’da sürekli orduların kurulması
    • Yeniçağ başlarında Coğrafi Keşiflerin yapılmasından sonra ticaretin gelişmesi ve tarımsal faaliyetlerin gerilemesi
    • Papa ile krallar arasındaki mücadelenin krallar lehine sonuçlanması
    • gibi gelişmeler etkili olmuştur.

    yok yorum :: link
    { Sayfa 1 of 93 }
    <- : : Sonraki Sayfa ->

    Ayıraç kodları


    HTMLKODLAR

    ile düzenlendi

    BAĞLANTILARIM
    ARKADAŞLARIM

  • silagurkan

  • horseracing

  • nickarsivi

  • avatararsivi

  • eklavye

  • askinkalbi

  • tanrimisafirlerim


  • SON YORUMLAR

  • şikayet
    mesaj
    coğrafya
    bnc
    bence
    test
    test
    süper olmuş
    tşkrlr
    süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr


  • KİTAP SİPARİŞİ

    netkitap.com

    SON HABERLER


    SİNEMA HABERLERİ


    TİYATRO HABERLERİ